AİLE KAVRAMI

Aile toplumun temel taşıdır ve toplum aslında insanın aynasıdır. İnsan bütündür, karanlığı da aydınlığı da içinde barındırır ve insanı var eden aydınlıklarının gücü kadar karanlıklarınla nasıl başa çıktığıdır. Karanlığın görevi aydınlığın ışığını sonsuzlaştırmaktır. Aydınlık ancak kendini yenilediğinde ve bu yenilenme her şeyle bütünleşme yolunda yürüyebildiğinde anlamını bulacaktır.

Yaşamda en çok öfkeli olduklarımız aslında yaşamda kendimize dair en sırlı kapıları açanlardır ve orada bizim karanlıklarımızın kökleri yatmaktadır. Bilincimizin derinliklerine doğru indiğimizde kendimizi bilinçdışına doğru bir yolculuk içinde buluruz.

İlk aşamada burası soğuk ve karanlıktır ve gerilere attığımızın farkında bile olmadığımız duygular ile karşılaşılır ve bizi en çok heyecanlandıran çok şey köklerini buradan almaktadır ve biraz daha derinlere indiğimizde insan olmanın özü aralanacaktır. İnsan yaşamda olmayı çok özel bir ışıkla arzulamıştır.

Anne ve babamız bizim en temeldeki, ruhumuza açılan iki parçamızdır. Onları tanımak kendi karanlığımızın ve bu karanlığın ötesinde saklı ışığımızın farkına varmaktır. En çok kızdıklarımız olurlar bazen ve ne zaman ki onları okumak ve anlamak mümkün olur, onların bizim yaşamdaki gelişim yolculuğumuzda görevlerinin ne olduğunun farkına varılır, işte ağır yük orada hafifler ve ruh kapısı açılır.

Ruh öyle bir ışıktır ki oraya giremeyecek duygular vardır. Öfke ve korku kaba titreşimli duygulardandır ve bizi ağırlaştırır. Onlar yaşamımızdaki kısır döngüleri anlamlandırır. Her seferinde aynı yerde aynı düşüşle karşılaşılmıştır ve bu düşüşte o en çok korktuğumuz şey karşımızda durmaktadır.

Öfkeleniriz ve büyük bir savaş başlar, aslında büyük gün de o andır, bu savaşta yenilmek aslında yaşamın kazanmasıdır. Düşmanımızı sevmek, kendi derinliklerimizdeki korkularla barışmaktır; çünkü yaşamdaki her hikayenin ardında aslında Tanrılık ışığının iyi niyeti bulunmaktadır.

Her buluşma ışığıyla yaşanır ve her buluşmanın ardında aslında muhteşem bağlantılar bulunmaktadır. Anne benim dişil ışığımdır ve baba benim eril ışığımdır ve ‘’ ben ‘’ eril ile dişilin buluşması olarak her şeyin toplamında yaşamda nefes almaktadır.

Benim ‘’ ben ‘’ i tanıma yolculuğum çok önemli bir aşamadır. Tam da burada içimdeki anne ve baba ile buluşmam derin bir anlam taşımaktadır; çünkü benim oluşumumda genetik bir zincirin hikayesi barınmaktadır ve bu hikaye tüm insanlığın hikayesini de aslında bünyesinde barındırmaktadır ve benim hikayem tüm insanlıkla ortak bir alandan beslenirken orayı da besler durumdadır ve burada sorumluluk anlam taşır. Var olmamın bir amacı vardır ve hepimizin bunun ne kadar farkına olduğumuz önemli bir aşamadır.

Kimileri görmek, duymak, sormak ve bilmek için yeryüzüne gelmiştir. Kimileri doğrudan görevindedir ve buna dair bir bilince erişmiş değildir. Kimilerinin yolculuğu o bilinçdışını keşif üzerinedir. Kimileri daha bilinçli olmak adına bilinçli bir şekilde öğrenmeyi seçecektir. Her ne olursa olsun hepimizin yolculuğu karanlık dağların dik yamaçlarından geçecektir ve biz onların sakladıkları korkularımızla barışabildiğimiz kadar onlar aydınlık ovalar halini alabilecektir.

Kendimizi hangi sınırlayıcı düşünce yapılarıyla sabote ediyoruz? Neleri yapamayacağımız ve bunun zaten olmayacağı inancıyla önümüze diktiğimiz dağlara bakarak kendimizi haklı ve böylelikle daha güvende hissediyoruz? Ne kadar kendimizi tanıyoruz? Potansiyellerimizin ne kadar farkındayız? Ne kadar keşif için tüm bildiklerimizi unutup daha derinlerdekileri hatırlama şansını kendimize veriyoruz? Tüm yaşamın ardındaki sırra ne kadar adım atıyoruz ve bu sırrın yaşamımızla derin bir bağ halinde bulunduğunun ne kadar farkındayız?

Bazı şeyleri açıklamak göründüğü kadar kolay değildir; bununla birlikte bazı şeyler mutlak ki yaşam akışında ne kadar açıklanamaz dursa da bizimledir. İş onlarla ortak bir alanda buluşabilmektir. Dünyayı saran ruhun farkına varabilmektir. İnsanın insanda bir yolculuk halinde olduğunun anlamını keşfedebilmektir.

Anne ve baba bir seçimdir. Onlar bizim hikayemizin başlıca karakterleridir ve biz onlarda kendimizi keşfetmenin en önemli adımlarını inşa ederiz ve iş bu inşaya ne kadar kendimizi katabildiğimizdir. Ne kadar keşifte kalabildiğimiz, ne kadar kalem olup yazdığımızın ne olduğunun farkına varabildiğimizdir.

Seçtiğimiz erkekler ve kadınlar hep anne ve babalarımızla benzerlikler taşır ve bizim onlarla olan hikayemizin neresinde olduğumuz tam da burada çok büyük bir anlam taşır. Bizim karşı eril ve dişillerimiz vardır yaşamda ve seçimlerimiz o an farkında olmasak da tam da bu en korkup kaçtığımız parçamızla alakalıdır çoğunlukla ve biz onunla barıştığımızda ihtiyaç duyduğumuz bütünleşme hissi yaşanır.

Onunla baş etmek, kendi karanlıklarımın farkına varıp bunu yönetebilmek ile ilgilidir. Hep neyin daha iyi olabileceğini hatırlatmak ve değiştirmek isteriz karşımızdakini; halbuki hikaye hatırlamak ve değişmekle ilgili!

Hatırlama ihtiyacında olduğumuzsa, yolun özgür bırakarak özgür kalmaktan geçtiğinin farkına varabilmektir. Olduğu haliyle herkes eşsizdir ve yaşamımızda olduğu o hal bizim için önemli mesajlar içermektedir.

Ben yaşamımdaki hikayeyi çözdüğümde, benim hikayem çözülür ve bu benim kalemi hak edişimdir ve ben o kalem olup yazdığımda tüm dünya da benimle artık kalemdedir. Bilinçli bir kalem, yolculuğunun bilincine varmakta olacak birçok yolcu demektir. Kim ki yüreğe girip oradan kelam edecektir, onun sesi tüm yaşamca dinlenecektir ve bu uyanış demektir.

Uyanan kendiyle birlikte birçok parçasını da harekete geçirir ve bu gerçek anlamda uyanış demektir ve onun bunun için özel bir şey yapmasına gerek yoktur. Uyanmak uyandırmak demektir, iş tamamen bizim ne kadarına uyanabildiğimiz ile ilgilidir.

Anne ve baba benim ailemdir. Ailem benim toplum olabilmemin temelidir ve benim oradan geçebilmem benim kendimden kendime inebilmemdir ki bu da yaşamın yüreğine dokunabilmek demektir. Yaşamın yüreğine dokunabilmek, saklı yaralarımı iyileştirebilmektir.

Şunu hatırlamak önemlidir: Yaşam benim dostum olarak yeryüzünde bedenlenmiştir. Bu dostluğun ardındaki hikayeyi görmem, benim Tanrılık ışığının farkına varabilmem demektir. Karanlıklar Tanrılık ışığının en yoğun nefes aldığı yerlerdir ve benim onlara sarılmam kendime, tüm yaşama sarılmam demektir. O zaman soru şudur:

Bugün kendime dair bilmediğim neyi fark ettim ve bu, yaşamımdaki neleri aydınlattı ve şimdi Tanrı olup baktığımda yaşama neler çok daha farklı bir ışık yakardı?

Tanrı cezalandırmaz, sadece anlayabileceğimiz şekilde anlatmaya çalışırdı. O zaman her şey bizim neyi, ne kadar ve nasıl anladığımızla alakalıydı ve burada yol almak, tüm hikayeyi de yeniden yazmaktı.

‘’ Biz kaderlerini onların çabalarına bağladık. ‘’

İşte bu, şimdilik!

Ol Hüseyin Akdağ