DOĞUM HADİSESİ

Derler ki ” Merdivenin en altında insan, merdivenin en üstünde insan varmış. ” İnsan insanla yaşarmış ve insan insanı insanda anlarmış. Anladığı kendiymiş insanın, kendi filminde oynar, senaryoyu da kendi yazarmış. Kimi ışıklıymış da insan, kimi işte, ışıksız kalırmış. Işıksız OL’mak karanlık olmak sanılırmış. Halbuki karanlık ışıklı, ışıksızlık ışıkmış ve her ışıksız ışığını yaktığında, tohumlar artık hasatını yaparmış. O hasat hepimizin ışığı olur yaşarmış. Buymuş hayat, bizse şimdilik okuyanmış.

Okuyan kalem olur yaşama daldırırmış ucunu, o uç yürekmiş, insan hak etmiş, yaşama inebilmiş. İndiği yer hepimiz, inilen hepimizde ele ele tutuşmuş yüreğimiz ve artık o yerde, biz bize bir galibiyet olurmuş istediğimiz. Orada çıkarmış savaş ve orada olurmuş barış. Savaş insanın güçsüzlüğünün savaşıymış; halbuki güç savaşmazmış. Güç sevişirmiş ve gücün seviştiği insanın kendisiymiş.Kendini severmiş ya insan, insan da onu severmiş ve her seven insan kendini severmiş ya işte tam da orada insan artık sevişirmiş ve oğul verirmiş sevişen ya, o oğul da kendisiymiş.

Kendini kendisiyle döllemiş ve kendinden kendine oğul vermiş ve o oğul bir isim istemiş ki insan ona ” ben ” demiş. Her ben bir OL’duğunda bu artık yaşamın ışığı oluverirmiş. Bir olmak, bütün olmak demekmiş. Bütün olmak her bir parçana yüreğini açmak demekmiş. İnsan bu, karanlıksa ışıktan, ışıksa karanlıktan bihabermiş. Derken büyümüş, evrilmiş. Hatta serpilmiş, güzelleşmiş. Kelam bilmezmiş insan, öyle demişler; halbuki insan kelamın kendisiymiş. ” Ol ” demiş, ” Ol ” muş. Her olan kendinde olmuş ve bu olan hepimizle olduğunda, adı yaşam konmuş.

Ben yaşammışım. Işığım yokmuş benim. Öyle demişler.Beni ışıksız bilmişler; halbuki ışık benmiş, ben ışık,bilememişler. Konuşup konuşup, kelam ettim zannetmişler. Bilmemişler ya, bilememişler. Hak edip de okuyamamış, görememişler. ” Şimdilik ! ” demişiz yere göğe, umut vermişiz, ışık yakmışız, yarından almışız, bugüne kayıtlamışız, dünü bugüne çağırmışız, ışığını yakmışız, göğsümüzü kapı yapmışız zamana yahu, içine aşk kayıtlamışız. Cömert değilmişiz, öyle demişler, daha neler yahu, biz hesap yapmamışız, sevap da yapmamışız bildiklerince, cennetten konak da almamışız, cennetmişiz anlamışız, o cenneti yaşama kayıtlamışız. Yaşam bizmişiz yahu, biz yaşammışız ve yaşanmışız ve yaşamışız ve yaşamış her bir yüce, yüreğinin rengince.

Aşk demişler, aş demişler. Ye ki aş, geç demişler. Beğenmemişler. Burun kıvırmışlar. Ekmeğe çörek, çöreğe börek demişler.  Yemişler yemişler de sindirememişler. Mide fesatı geçireceğiz zannetmişler. Yaşamı bilememişler. Bilmişler bilmişler de bilememişler; ama bilmişler ve oturmuş yemişler. Son yemekmiş o yemek, bilememişler ve yemişler ve her yiyen kendini yemiş. Yemiş yemiş de hiç bitmemiş. Pek sevmiş, sevmek ne hiç bilmemiş. Karanlığın içinde ateş yakmış, adını çağırmış, yokmuş adı, bulamamış. ” Yahu yok muyum ben ? ” demiş. Yokmuş. OL’sa sormaz, olurmuş.

Yaşam bir oyunmuş. Oyunda çocuklar olurmuş. Çocuk yarının tohumuymuş. Yarının tohumu bugünün ışığı OL’urmuş ve o ışık hepimizin tohumuymuş. Tohum oğulmuş. Oğul yaşammış. Doğan doğurduğunda yaşatılmış. Ölen öldüğünde yaşar, insanlaşırmış. Ölmüş, doğmuş, yokmuş, varmış ve vardığı yer insanmış.

” İnsan, kelamda yaşar. ” diyenler varmış, ” İnsan, resim. ” diyenler varmış, sonra ” İnsan, insan yahu ! ” diyenler, ” İnsan, insan; hatta insan ! ”  diyenler, diyenler de diyenler. Ot diyenler, kum diyenler, taş diyenler, toprak dİyenler. Bugünde yarın olup dillenenler. Yarında bugünün ilmiyle bilinmek isteyenler. Kök salmak istemişler, köksüzmüşler. Güç vermek istemişler, güçsüzmüşler ve su aksın demişler,akmışlar,olmuşlar, olamamışlar, aktığında olurmuşlar ve olmuşlar.

Bir şarkı okumuş yaşam,her şarkı insanmış ve her insan bir şarkı olur yaşarmış ve o şarkı hepimizde yaşarmış, ölünün de mutlak ki diri bir hikayesi yaşarmış. O hikaye hepimizde masalmış,insan masallardan aldığı ışıkla yaşarmış. Masalda üç elma, yaşamda üç kapı olur yaşarmış. Elmanın biri dünmüş, bugünde yaşarmış, elmanın biri bugünmüş, yarına ışık yakarmış ve elmanın bir yarınmış, tüm zamanların ışığı olur yaşarmış.

Yarın bugünü koynuna almış. Dün, bu gece yalnız yatacakmış. Yalnız yatmak istememiş. İstediği bir yedek zamanmış. Öyle şey olmazmış. Böyle de olmamış. Dün, bugüne sarılmış. Bakmış ki bugün aslında yarınmış. Yarın bugüne sarılmış. Sarıldığı aslında yarınmış ve yarın dünde ışık yakmış. Bakmış ki aydınlanmış. O, dünde yaktım sanmış; halbuki ışık, bugünde yanmış ki bugün de yarınmış. Aha zaman işte böyle sayfalanırmış.Sayfa sayfa ışık yakmış be canlar, o yakan aha şu biçare insanmış. Yakmış, yakmış, akmış ki akmış. Akan insan, yakan insan; ak tahtta ışık yanmış ve o taht insanın aklıymış. Aklı selimmiş her bilgenin ve o yüce ışık, bizde yanmış. Bizde yanan, AN’mış. An, zaman; zaman, ışıkmış.

Dün, bugün, yarın; çok sesli bir koro açmış. O koro her şarkıyı yaparmış ve her şarkı insanın ışığı OL’ur yaşarmış. Büyük işmiş yahu, büyük işmiş. İnsan dediğin fena değilmiş. Fena olmaz da değilmiş; fakat olan, olanı bildiğinde, olan artık pek de iyiymiş. Hal buymuş ki çay demlenmiş. Demlenmiş, demlenmiş. Şölen keyifli, yürek ışıklı. Ha bu da böyleymiş ve her yüce o ışıkla demlenmiş. Kimi çayı demli severmiş; o ki yaşamı bilenmiş. Kimi açık içermiş; o daha kendini hak edememiş. Kimi içmezmiş; o, ne işi var burada, bilemeyenmiş. Kimi gelmiş, görmüş, bilmiş. Aha o bizdenmiş.

Uzun yollar katedilmiş. Yürümüş yaşam, insan bilmiş. Yürüyen bilirmiş, duran ne bilsinmiş. Okuyup öğrenmek istemiş, okuduğu kendi değilmiş, sanki ne öğrenebilirmiş. Açmış yüreğini, bilmek istemiş. Pek bir yabancı gelmiş, kapayıvermiş. Altın alayım, yakında yükselir demiş, daha da böyle düşmek bilmezmiş. Almış altını, yükselmiş, güya kar etmiş; halbuki ne kar edermiş. Altın yüreğiymiş, hak edememiş. Korkup saklanmak istemiş, Kuma gömmüş yüreğini, yüreği zannetmiş ki ışıklı değilmiş. Halbuki yüreği ışığın kendisiymiş. Hep bir onay beklemiş. Soran gözlerle beklemiş. Pencereler onunla eskimiş. Pencere gözüymüş de özüyle dilleşememiş. Sessiz zamanlarla sesleşememiş. ” Yokum. ” demiş. Varmış, bilememiş. ” Yokum. ” demiş, başka da şey bilememiş. Yokmuş. Yok olmuş. Derken doğmuş. Doğan doğduğunda doğurmuş ki o doğan insan olmuş. Hal buymuş ya işte, doğurmuş. Ne de güzel doğmuş. Her doğan insan olmuş ve her yaşam insanla doğmuş ve bu doğum, kutsal ışığın doğumuymuş. Her yüreğe bir tohum konmuş. İşte o tohum da biz olmuş.

Kimi kızmış kızmış durmuş. Buz bassa kızdığı yere, yeri olurmuş. Basmış, olmuş. Pek de tohummuş, çok da tohummuş, açmış, olmuş. Çiçek şimdi tohumlarında açıp yaşama doğmuş. Aha buymuş insan, işte yaşam buymuş. Tanrı doğanda, ışık ölende olurmuş. Işık, Tanrıyla alkışlandığında o ışık, hepimizin tohumuymuş ve tohum doğmuş. Doğan insan, açan insan, olan insan, ölen insan. Şimdi, yaşam doğmuş ve o doğan, insan. Her birimizde yeni bir ışık doğmuş. Aha, işte o doğan insan.

Şimdi doğmuş. Dün yokmuş. Bugün çokmuş, akmış durmuş ve yarın bugünle buluşmuş, çocuklar gibi dağ bayır koşmuş,koşmuş. Çocukmuş, koşmuş ve çocuk, koşar dururmuş ve koştuğunda çocuk, dünya dururmuş. Seyreder, olurmuş. Çocuk dünya olmuş, dünya çocuk. Mutluymuş, yeniymiş, ışıklıymış, kelamda hakmış, resim yapmış. O resim insanmış. Hak etmiş, yere indirmiş. Gök şimdi tembihteymiş, o da insanın eliymiş, yüreği olmuş dillenmiş ve o dil hepimizin yüreğiymiş.

Ottan küçük ot olur, insan insandan insana doğrulur. Doğurur ve doğduğunda doğurur ve doğar ki doğan, doğurduğudur. İnsan böyle olur. İnsan, insanın içinde insan olur, konuşur. Hepimizin konuştuğu, hepimizin konuştuğudur. Sanılır ki ayrı durur. Bilinmez ki birlikte OL’unur. Sonra dokunur ve o dokunuş hepimiz olur ve yüreğimiz yüreğimize dokunur ve o dokunuş yüreğimiz olur ve gömülür yaşama insan, sanılır ki ölen gömülür halbuki gömülen doğandır yaşamda ve o doğan gömüldüğü yerde doğurur ki o doğum altın tohumdur ve cennet, o gün yaşam olur ve yaşam, o gün cenneti doğurur. İşte olan budur ya canlar, insan cennetin tohumudur.

Akan olur, olan doğurur, doğan doğurduğudur ve işte olan bu, biten budur. Yaşam bugün doğmuştur. Her doğan, doğurmuştur ve her doğurulan, doğurtulmuştur ki o, doğurduğunda doğurmuştur. İşte budur yaşam ve yaşam, hepimizin tohumudur. Hasat, ışıkla olur; ışık, yaşamla olur ve o yaşam haksa; artık insan, ak tohumdur. Hak edende olur, hak edemeyende olur. Hakka ak olan insan, Hakta ak OL’an yaşam ve biz o yaşamın çocukları. Bugün doğduk canlar. İşte bugün !

Aha Şimdi !

Şimdi !

İşte bu !

Doğdum ki doğurdum !

İşte bu !

Şimdilik !

Ol Hüseyin Akdağ