İLETİŞİM ÇAĞINDA İLETİŞİMSİZLİK

Geçenlerde bir metrobüs kazası oldu. Metrobüs önce iki araca çarptı, ardından üç aracı altına alarak iki katlı bir otobüse çarpıp durabildi. Kaza sonucunda metrobüs şoförü de dâhil 11 kişi yaralandı. Peki, bu kaza neden oldu?

Ön kapıda duran bir yolcu, şoföre, “Niye kapıyı açmıyorsun?” dedi. Şoför önce cevap bile vermedi ama yolcu “Açsana kapıyı!” diye yüksek sesle söyleyince şoför, “Açmıyorum!” dedi. Yolcu, “Nasıl açmazsın?” deyince şoför, “İstediğim yerde açarım, sana ne?” dedi ve bunun üzerine olaylar, şemsiyenin başrolü oynadığı kavgalar ve malum kaza…

12-11-16

Bu kazanın nedeni olaya neden karıştığının farkında bile olmayan şemsiye değil sanırım. Bu kazanın temel nedeni aslında dünyanın sorunu. Belki de insanoğlunun başlangıcından beri vardı. Yazı bulunmadan, konuşma ortaya çıkmadan önce vardı, hala var: İletişim kuramamak.

İnsanların konuşma eyleminden bihaber olduğu çağlarda birbiriyle anlaşması zor olmuş olsa gerek. Tıpkı henüz konuşmayı bilmeyen bebeklerin dertlerini anlatamadıkları için şiddete başvurmaları, ağlamaları, bağırmaları, kızmaları gibi… Yazı bulunmadan önce yaşanılan sorunları düşününce de iyi ki bu çağda dünyaya gelmişim diye şükrediyorum.

Yani şanslıyız. Yazı bulundu, dil ortaya çıktı. Zamanında mucize olarak görülen telefon icat edildi. Posta yoluyla mektupmuş, telgrafmış, yok efendim daha da eski çağlarda elçiymiş, haberciymiş, güvercinle mektuplaşmaymış, dumanla haberleşmeymiş gibi ilkel yöntemler bize neyse ki denk gelmedi. Biz dilediğimiz anda, dilediğimiz yollarla iletişim kurabilme teknolojisine sahibiz. Ve bunları kullanmakta gerçekten muhteşemiz. Henüz okumayı bilmeyen çocuklarımızın bile telefonu var. Yani iletişim kurmayı o kadar önemsiyoruz, değer veriyoruz, seviyoruz.

Gel gelelim yaşadığımız sorunların çoğu iletişim kuramamaktan kaynaklı. Evet, iletişim kuruyoruz, iletme konusunda sorun yaşamıyoruz ama nasıl iletiyoruz? Yanlış anlaşılıyoruz… Yanlış anlıyoruz… Yanlış anlatıyoruz…

Binlerce yıldan bugüne kadar hala savaşlar devam ediyorsa, dumanla haberleşmekten saniyeler içinde bin kilometre uzaktaki biriyle konuşabilme teknolojisine erişebilmenin hiçbir anlamı yok. Derdimizi düzgün bir şekilde ifade edemiyorsak 10 dil konuşabilmenin hiçbir önemi yok. Meselenin az konuşmak, istediğimizde ulaşamamak gibi nicelik değil nitelikten kaynaklı problemleri olduğu çok açık, değil mi?12-11-16-2

Neredeyse 2 saat süren ve o kadar süre uzayabilmesi için birbirine derdini bir türlü anlatamayan insanlar oluyor ya bizim yerli dizilerimizde. Hani izlerken sinir oluyoruz. Esas kız esas oğlana, “Sana bir şey söylemem gerek” der; tam o sırada kapı, telefon çalar, araya olaylar girer, telefonun şarjı biter, biri ölür, biri gider ve o önemli şey söylenemediği için bilmem kaç bölüm daha sürecek olan acı dolu günler devam eder ya… Bize saçma gelse de yaşadıklarımız tam olarak böyle. Birine bir şey söylemek istersek kapı çalsa da söylemeye devam ediyoruz belki ama ya yanlış ifade ediyoruz ya istemeden kırıyoruz ya da düşünmeden söylüyoruz. Bu bireysel sıkıntılar yayılıyor, toplumsallaşıyor. Hatta devletler arası ilişkilerde yaşanan sorunlar bu yanlış iletişimden kaynaklı oluyor.

Tüm teknoloji; en uzaktakine bile hızlı, sorunsuz, kesintisiz bir iletişimin sağlanması için geliştiriliyorken, hatta içinde bulunduğumuz döneme iletişim çağı deniyorken biz iletişim kuramıyoruz. Hatta belki de kurmuyoruz, öyle sanıyoruz. Varlık içinde yokluk çekiyoruz.

Biriyle iletişim kurmadan önce, kullanılan araçlar ne olursa olsun hepimizi bir dakika düşünmeye ve gerçekten “ne demek istiyoruz, nasıl demek istiyoruz, karşımızdakini kırmak istiyor muyuz” diye karar vermeye davet ediyorum. Eminim, böyle yaparsak şiddetten arınıp haber bültenlerinin kavga ve savaş gibi olaylara daha az yer vereceği günlere ulaşacağız…