ÖLÜMÜN ARDI YAŞAM

Yaşam bir savaştır ve bu savaş doğduğumuz an zamana kaydını yapmıştır. Deriz ki ‘’ Ben buradayım. ‘’ ve yaşam der ki ‘’ Hoşgeldin can, sıraya alındın. ‘’ Ne sırasıdır bu? Yaşam sırası, var olma sırası, olma sırası… Ne derdi Shakespeare? ‘’ Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu! ‘’

Neydi peki olmak? Nefes olmaktı yaşamda ve nefes almak, almak ve vermekti ve doğanın bu eşsiz büyüsüne uyum sağlamak ve o olup onda onunla yol almak! İşte buydu bütün mesele, önce yaşamla uyumlanmalıydı. Yaşamı okumalı ve onu anlamalıydı.

Niçin vardı tüm bu düzen? Ne bizi buralara kadar taşımıştı? Dün, bugün ve yarın ayrımında ne vardı? Tüm bu savaş neyin uğrunaydı? Neydi sevdiğimiz ve içinde kendimizi mutlu hissettiğimiz? Peki yalnızlığımız neyin aramağanıydı? İnsan yaşamda ne kadar vardı? Ne zaman sessizlikler yok hükmünde yaşamda yerini alırdı?

Yolculuk sonsuzluktan sonsuzluğaydı. Dönüp baksak ardımıza sınırları anlaşılamayacak bir zaman karşımıza çıkardı. Dünün derinliklerinde bir dün ve derinliklerinde muhakkak ki bir dün daha vardı ve bugünde biz şu an durmaktaydı, bu ışıkla baktığımızda, yarında ne vardı?

Bugünleri kim yaratmıştı? İnsan her şeyin yaratıcısıydı. Tohumlar bırakmıştı zamana ve o tohumlar bugün burada yaşamaktaydı. Tarihin derinliklerinde Aristo’dan Yunus’a varıncaya bir zaman kaydı yaşamaktaydı. Kim ki yollardan geçmiş, yollara varmış, o yollarda insanı hatırlamış ve hatırlatmıştı. İnsan öyle büyük, öyle güçlü bir ışıktı ki ölüm onun sonu değil, sonsuzluğuna olan başlangıcıydı. Peki ne zaman? Biz yaşam ırkımızın gücünü yakıp ona kaydımızı ışığımızla yapabildiğimiz zaman…

Yaşam ırkımız her birimizdi ve her birimiz her birimizle tarihlerin içinden çıkıp bugünlere gelebilmişti. Jenerasyonlar jenerasyonları tohumlar, yaşama indirirdi ve öyle bir yer vardı ki orada tüm insanlık el ele, yürek yüreğeydi. Birinin canı yandığında diğeri de yanar ve yüreğinin ışığıyla bu yangını dindirebilirdi.

Aslında yaşamda olan bizler, bir bedenin hücreleri gibiydi. İnsan bir bedendi ve beden hepimizin buluştuğu bir şehir, o şehirdeki yaşam ve ötesinde şehirlerin buluştuğu ülkeler, kıtalar ve dünyanın kendisiydi. Ötesinde bilinmezlik ufkunda gezinen kim bilir nice yaşamlar gizliydi ve insan yol aldığında bu yol, o tek olan beden dediğimiz insanın gelişimiydi.

Bir bedenin gelişimini düşünün, beden nasıl büyür? Eller büyür, ayaklar büyür, beden büyür, insan büyür, kimi büyür, kimi büyümemekte inatçı gözükür. İnatçı olsa da büyür olmasa da büyür; bununla birlikte onun nasıl büyüdüğü yaşamdaki ışığıyla bütün olarak görünür ve bu sorumluluktur.

Sorumluluk bütünlüğün farkına vardığımızda görünür. Bazen dur demek, bazen süregelen hikayenin önüne geçmemek ve bazen ne olduğunu bilmek gerekir. Belki de en çok yaşamın seninle ilgili neler anlatmaya çalıştığını duyabilmek, işte bu önemlidir. Bu, beden sorumluluğunu almak demektir.

Bedenimiz bütün yaşamımızın hikayesini de bünyesinde barındıran bir unsurun kendisidir. Herkes kendi bedeninde nefes alıp verir; bununla birlikte aslında o beden hepimizden bir parça olup bedenlenmiştir ve bunun farkında olmak, bedeninde beden olan bedenliliğin farkında olabilmek demektir.

Nerede durduğunu bilmek, nereye doğru yol almakta olduğunun da farkında olabilmek demektir ve bu ancak nereden gelmekte olduğunun farkında olabilme gerçekliğinden beslendiğinde yerini ve yolunu bulabilir.

İnsan hep arar. O sonsuz bir ışıktır ve ışıklar diyarında çalışır. Yıldızlara sorar sırrını bedenin, güneşe sorar, aya sorar. Toprağa sorar, ateşe sorar, suya sorar, havaya sorar. Durana sorar, kalkana sorar, ve gidene, dönene sorar. Nerede olduğunu sorar, nasıl olduğunu sorar, ne olduğunu sorar. Sorular cevaplarla buluştuğunda insan da kendiyle buluşur yaşamda ve bu bir cesaret işidir.

Çok yaşam ki hep kaçmış ve hep kaybetmekten korkmuş ve her seferinde kaybetmekte olduğunun farkındalıksızlığıyla yol alamamıştır. Onlar dünlerimizde sıkışmış ışıklardır. Kimisi yarınlarımıza bırakmış yaşamı, kimiyse sessizce aramızdan ayrılmıştır. Şu bir gerçektir yeryüzünde olmak sorumluluk demektir. Yaşam demek sorumluluk demektir ve bu sorumluluk her şeyden önce kendimizedir. Ben beni bilirsem, bende ben olur dirilirsem, yaşam da beni bilir ve aslında o beni bilen yaşam, benden öte bir ben değildir.

Denizler durulmaz dalgalanmadan; bununla birlikte dalgalarla yol alan insan, dalgaların sırrını bilmelidir. Bilmelidir ki fırtınanın dinmesiyken tek dilediği dalgalar arasında, fırtına dindiğinde, yeni bir dilek yeni bir fırtınaya gerek olmaksızın dillenebilmelidir.

İnsan zamanın değerini bildiğinde ve çalışıp ona tohumlar ektiğinde, zaman da insanın değerini bilir; çünkü kim ki çalışır, o kendinde çalışır; kim ki çalıştığı toptrakta tohum olur ve ışır, o kendinde ışır ve bu ışık yaşamı aydınlattığında, o artık ışığının farkındadır.

Çalışmak her şeyde çalışmaktır. İnsan günde çalışır, gecede çalışır. Yerde çalışır, gökte çalışır ve insan her yaşamda bir ışık olur, çalışır. Bir merhabadır bazen çalışmak, bazen bir adımdır, bazen sarılmaktır, bazen hatırlamak ve hatırlatmaktır ve bazen en çok sevdiğinin yanında, bazense onun uzağında kalmaktır.

Yaşam yolculuktur ve bu yolcukta doğru da yanlış da yoktur ve bu yolculukta her şeyi okuyarak yol aldığında insan, ikinci kez okunan hiçbir kitap ve ikinci kez izlenen hiçbir film yoktur. ‘’ Akan suda iki kere yıkanılmaz. ‘’; çünkü zaman tahtında insan hep yol olur, akar ve her aktığı yolda yeni bir yaşam ışık olur, parlar.

Akıyor muyuz bugün, duyuyor muyuz yaşamın sesini, gitmek istediğimizde gidebiliyor, kalmak istediğimizde kalabiliyor muyuz? Sorumluluğum yaşamak ve bu yaşamın içinde tüm dileklerimin ışığında yol almak.

Bana ‘’ Zor! ‘’ dediler, ben de dedim ki ‘’ Kolay olan insanın yolundaki engel addettiğini yüreğinin gücüyle kaldıranadır. ‘’ ve zor olan, gözünde büyüttüğü hikayelerin altında sıkışıp kalmış olandır ve insan eninde sonunda mağarasından çıkacaktır ve o zaman Platonun ne demeye çalıştığının farkına varacaktır. Hatta hiç Yunus şiir okumamışsa da yüreğinde onun sesini duyacaktır ve Mevlanayı anlamak için artık mesneviyi okumaya gerek kalmayacaktır; çünkü onu anlamak onlaştığı ondan yaşama akmak olacaktır ve yaşamın bütünlüğü yaşamı olduğunda, insan sıkıştığı hikayelerinin dışına çıkacak ve özgürlüğün özde yanan ışık olduğunun farkına varacaktır.

Herkes ve her şey bizim yaşam ışığımızdaki hikayemizle alakalıdır, bunun farkına varan ışığı yakacak ve toplumun  ışığı olacaktır. Toplum ailelerden meydana gelir ve bu aileler bazen biyolojik ailelerimizin çok ötesindedir. Bizler hiçbir mekana tesadüfen girmeyiz, hiçbir şehrin kapılarını tesadüfen açmaz yüreğimiz, çalışırız orada, ışık olur, zaman olur, mekan olur çalışırız. Dokunduğumuz her yaşamda, yaşamımızın bir ışığını daha yakarız ve o yanan ışıkta tüm yaşamları aydınlatırız. Bugün bir adım daha öteye geçebildiysem kendimden kendime, işte orada tüm yaşam bir kez daha ışık olup yüreğime inmekte, ermişin hikayesi budur. Evliya arayanlar varmış yaşamda, demem odur ki evliya da cennet de insan da yaşamda olur ve o ancak ben ben olduğumda yerini ve yolunu bulur. İşte bu, şimdilik!

Ol Hüseyin Akdağ