Sevginin ve İnancın Aynası – 1

Merhaba canlarım, bu haftadan itibaren yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. İçinde sevgi, affediş, öfke ve buna benzer pek çok konuyu işleyen, bize yol gösteren hikâyelerimi okuyacağız birlikte. Umarım keyif alırsınız, sevgiler 🙂

~Yağmur

***

…Güneş batmadan önceki kızıl şölenine hazırlanırken, birkaç kişi yorgun ama bir o kadar da emin adımlarla yürümekteydi. İzleri bütün kâinatın görebileceği kadar açıkken, gâfil olanların habersiz olduğu patikadan. Gözlerinde merakın pırıltısı, zihinlerinde ise yeni soru işaretlerinin kıvılcımları vardı, bir de dinlemek için can attıkları yolcudan işitecekleri sözler için sevince bulanmış az biraz heyecan: “Bu akşam acaba neler hatırlatacak bizlere, hayatlarımıza dair hangi izi süreceğiz birlikte?”

Yol çok uzun değildi, göz açıp kapayıncaya kadar bitiveren patika onları çiçeklerin ve fenerlerin süslediği ve kalbi sevgiye açık herkesin yerini bulabildiği kır bahçesine emanet ederek akşamın serin gölgelerini çekti üzerine. Açık yüreklerinden sızan kandil ışıklarının rehberliğinde, her zaman oturup sohbet ettikleri yere doğru ilerlediler. Yolcu onları bekliyordu. Yüzünde yorgunluğun izi ve belki de geride bırakacaklarının sessizliği vardı. Sıcak ve sevgi dolu selamlaşmalardan sonra, sorulan bir soru üzerine bu defa hemen söze girişti…

Oku ve hatırla ey meraklı ruh, zira bu sözler kendi hâlinde bir yolcu vesilesiyle sana sadece hatırlatılmaktadır.

– Elimizden bir şey gelir mi?

“Evet, sadece sevin her oluşu, oluşumu ve affedin her ânınızı, zamanınızı. Sadece varoluşunuzun kıymetlerini bilin, daima öğrenerek geçin safhalarınızı, daima severek geçin geçtiğiniz yolları.

Bazen çayır çimen, bazen çakıl, bazen kum, bazen bataklık da olsalar, daima dostluk verin hiç korkmadan. Asla kaplerinizi kristal bir şekerlik gibi tutmayın avuçlarınızda. Daima engin bir çağlayan olsun yürekleriniz. Zira baltalasalar da, vursalar da zarar veremezler o zaman.

Affedin size baltalarla gelenleri, bıçaklarla sizi yok etmek isteyenleri ama en önemlisi sizi sizin güveninizle yok etmek isteyenleri affedin. Affederek büyürsünüz çünkü, affederek öfkenizi pahalı kılar sevginizi ise rahatça dağıtabilirsiniz.

Geçmişinizde korktuğunuz her şeyle yüzleşin, bilhassa da kendinizle yüzleşin her an, bunun için camınızı sırla doldurun ki size ayna olsun. Başta siz kendinizi ayna ediniz ki yeni aynalarla karşılaşabilesiniz.

Her anınızı bitmeyecek kadar değerli kılarken, hep bunun hiç olacağını unutmadan yaşayın ki manasını bulasınız.

Özür dilemekten asla korkmayın zira özür dilemek asla sizi küçültmez, karşı tarafı da yüceltmez. Özür dilemek sadece eylemlerin dengelenmesi için terazideki binici rolünü alır. Haklılıklar yada haksızlıkları yaratan sadece içimizdeki çatışmalarımız, kendimizle olan kavgalarımızdır. Gerçek olansa sadece varoluşun eylemlerini üstelenecek kadar insan olabilmekte yatar.

Her dinin erdeminde bir anekdottur: ‘Asla insanların arkasından konuşmayın,’ der; zira sözlerimiz ruhların beden alması gibi düşüncelerimizin beden almasıdır. Nasıl ki ruhların enkarneleri varsa, düşüncelerimizin enkarnesi olan sözlerimizi kullanırken daima sağ duyumuza güvenmemiz gerekmektedir. Sadece tecrübe ettiklerimizle değil, tecrübe edilenlerin ışığında düşünceler bedenleri olan sözlere kavuşmalıdır. Zira evrende hiçbir şey yok olmayacaktır, ta ki sonun başlangıç olduğu noktaya gelene kadar.

Hayatı yaşam yapan tecrübelerimizken, yaşamı ‘yaşama eylemi’ kılan farkındalıklarımızdır. İnsanı insan yapansa hayatını yaşamak sürecine sokacak farkındalıkta eylemler kullanmasıdır.

Varoluşumuzun süreçlerindeki temel olguları unutmaksızın, gerektiği kadar çaba, gerektiği kadar söz, gerektiği kadar beklemek gerekecektir; lakin herkes için gerektiği kadar denilen söz gurubunun tecelli şekli, birbirinden evrenin deviniminde bulunan zerrelerin sayısı kadar farklı varyasyonda gerçekleşebilir. Mesele kendi titreşimimizin frekansındaki gereklilikleri keşfedebilmektedir.

Artık barışın yaşamla ve artık barışın dostluklarla. Asla bırakmayın size saldıranları. Eğer sunabildiyseniz yüreğinizi onlara, bilin ki zafer sizindir. Her anda sonda ve başlangıçta.

Bunları neden söylüyorum diyorsanız; sadece söylemek istedim.

Hiçbir zaman nedenler aramayın yaşamda. Zira nedenleri ararken bir labirente girerek gerçekliğin keşfinin süresini uzatırsınız. Ânın getirdiğini olduğu gibi tadın, duyumsayın ve fark edin. Varoluşlarımızın göz kırpma süreleridir ömürlerimiz. Nedenler ise çoğu zaman göz yaşları ile geçen süreçlerimizdir.

Asla unutmayalım yaşamın her adımı biz istediğimiz için var; öfkesi, sevgisi, nefreti… Bunu istememizin farkındalığına varmak, işte sanırım sır bu olsa gerek ne dersiniz dostlar?

Unutmadan ekleyeyim; asla sevginin fedakarlıklar gerektirdiğini düşünmeyin. O yalancı fedakarlık düşmanına kanmayın sakın. Zira fedakarlık aslında acı denilen ordunun öncü kuvvetidir. Acı ise öfke denilen hükümdarın hizmetindedir. Sevgi bağlılıklar ve prangalar taşımaz, ihtiyaçlar içermez, bundan dolayı da fedakarlıkla işi yoktur o eylemin.

Aşk hikayelerinin uydurmasıdır fedakarlık. Aşk ise sevginin özürlü bir kardeşidir. Sakın kanmayın aşka. Sadece sevin. Bu herkes için yeterli olacaktır. O zaman aşkın özürleri ortadan kalkacaktır. Korkunun ve şüphenin şarabı zihinlerinizi asla bulandırmayacaktır. Keyfin ve huzurun müziği sizin kulaklarınızı sağırlaştırmayacaktır. Çünkü sevmek farkında olan bilen gelişen devinen bir eylemdir. Tüm evren devindip genişledikçe o da onlarla birlikte genişlemektedir.

Hepinizi sevebileceğim kadar seviyorum, öğrenebildiğim kadar seviyorum ve sevmekten hiç zarar gelmediğini bilecek kadar sevdim pek çok şeyi.”

Yolcunun sözleri, önce onu dinleyenlerin kalplerine, oradan da ait olduğu yere, kâinatın derinliklerine karıştı.

Zerrelerimizin yolları kesiştiğinden beri daima yüreklerimize konuşan güzel dosta, nâm-ı diğer yolcuya sonsuz teşekkürler…