Sevginin ve İnancın Aynası – 2

Merhaba canlarım, yeni yazı dizimizin ikinci bölümünü buradan okuyabilirsiniz, umarım keyif alırsınız, sevgiler 🙂

~Yağmur

***

…Kalplerine ve kâinatın derinliklerine karışan sözlerin uyanışa taşıyan tatlı sarsıntısı sonrasında, ayakları yeniden yere basıyordu dinleyenlerinin. Sevecen gözleriyle her birine teker teker baktı. Gözlerdeki o pırıltıyı görmek, onun için mutluluk veren sonsuz şeyden biriydi, gülümsemesini onların gülümsemeleri usulca takip etti. Bu mutlu ânın kenarına iliştirilen bir cümle, yolcunun sözlerine devam etmesine vesile oldu…

-Seni mutlu görmek bizi de mutlu ediyor.

“Ben zaten mutluyum, her nefes aldığımda ve verdiğimde. Üzüldüğüm bir şey olamaz yaşamlarıma dair. Zira ben seçtim yaşamlarımı ve anlamlarını keşfetmek benim işim. Bundan dolayı hiç keyifsiz durmadım yaşadıklarım karşısında ve yaşayacaklarımın karşısında da keyifsiz durmamak gerektiğini öğrenebilecek kadar adımlar attım hayatlarımda.

Mutluluğun da, mutsuzluğun da yegâne oluşumu bizlerin içinde gizlidir: karşılık beklemelerimiz, sınırlandırmalarımız, prangalarımız…  Halbuki hafif ve naif olmak gerek ömür denilen bu anda. Bir albatros kadar güçlü kanatlarla rüzgâra bırakmak gerek kendini, ama baktın illa ki rüzgâr seni yolundan edecek, o zaman rüzgâra göstermeli insan kanatlarındaki kudreti ve rüzgârın şiddetine inat devam etmeli yoluna.

Uzunca anlarımdan aldığım bir diğer ders de duygusal basamakların riskleridir. Her zaman duygusal basamaklarımız bizler için her an içinde kapana kısılacağımız çemberlere dönüşebilirler. Lâkin bu basamaklar her anımızda varoluşumuzun parçasıdır, mesele bu basamakların algılarını çözümleyebilmekte yatıyor.

Evet, utanç da duyacaksın, gurur da. Lâkin utancından saklanacak hareket edemeyecek hale gelmeyeceksin, ya da gururundan kendini kül edecek bir ateşi yakmayacaksın içinde. Gurur sepetin bir kolunda ise eğer, tevazuyu diğer koluna alacaksın. Her duygusal süreci zıttını da yanında taşıyarak aşacaksın, o zaman duyguların zekâsının yaşamlarına ve karmana katıkısını görebilir hâle geleceksindir.”

Merakla dinleyen ruhlardan birinin ‘Dengelenince insan kendini de hırpalamaz değil mi, duyguların da aşırılıklarıyla?’ sorusu üzerine yolcu, sözlerini şu şekilde nihayete erdirdi:

“Hırpalanmak gerekiyorsa hırpalınırsın ama sürekli olarak aynı duygularla değil. Her birinin yara izini tatmalısın ama farkındalık merhemi ile hepsinin izlerini silebilirsin, geride sadece sana öğrettikleri kalacaktır.”

Yolcunun bu seferki sözleri yine yüreklerden ait olduğu kâinata doğru akan yolculuğuna başlamışken, akıllara Işığın Savaşçısının el kitabından bir bölüm gelir:

“Işığın savaşçısı, kendi Kişisel Menkıbesini baştan sona kabullenir.

Arkadaşları, onun için, ‘İnancı ne kadar güçlü!’ derler.

Bir an gurur duyar savaşçı, hemen arkasından da arkadaşlarının söyledikleri şey mahcup eder onu, çünkü aslında göründüğü kadar inançlı değildir.

Tam o sırada meleği kulağına şöyle fısıldar: ‘Sen yalnızca ışığın bir aracısın. Gurur duyman için de utanç duyman için de bir neden yok, yalnızca mutluluk duyman için nedenler var.’

Ve ışığın savaşçısı, bir araçtan başka bir şey olmadığını anlayınca, daha soğukkanlı ve daha güvenli hisseder kendini. (*)

Zerrelerimizin yolları kesiştiğinden beri daima yüreklerimize konuşan güzel dosta, nâm-ı diğer yolcuya sonsuz teşekkürler…

(*) Paulo Coelho, Işığın Savaşçısının El Kitabı, Can Yayınları, 2008, s. 89.