Sevginin ve İnancın Aynası – 3

Merhaba canlarım, yeni yazı dizimizin üçüncü bölümünü buradan okuyabilirsiniz, umarım keyif alırsınız, sevgiler 🙂

~Yağmur

***

…Onları koynunda ağırlayan kır bahçesinde, uykudaki zihinlerden ıraktılar. Bu bahçede hatırladıkları her şey, yeri ve zamanı geldiğinde, en ağır uykudakini bile uyandıracak güçteki panzehirlerdi. Bunu bilmenin derin suskunluğuna onlar da kapılmıştı, yolcunun bir sonraki cümlesini, hatta kelimesini merakla bekliyorlardı. Etafında toplandıkları ateşin ışık dansı, yolcunun tek tek doldurup dağıttığı çay bardaklarına değdikçe, çayı kan kırmızısı la’l taşına dönüştürüyordu. Herkesin sıcacık çayın tadına vardığından emin olduğunda, yolcu tekrar konuşmaya başladı…

 “Dikkatli olunması gereken bir süreçte artık Anadolu toprakları dahi. Nâçizâne bir yolcu olarak, bu döngünün başlangıcında ancak sevgi dolu olanların sondaki başlangıcı bulabileceklerini düşünmekteyim. İçinde hiçbir zaman kendilerine ve varlıksallıklarına dair şüpheleri olmayanlar sonlu olan zamanlarını sonsuz kılacak ve gerçek özgürlüklerini elde edebilecektir.

Özgürlüklerimizi nasıl kazanırız diye aklıma takıldı geçenlerde. Son noktalarımızı başlangıçlara çevirebilme kabiliyetlerimiz kadar özgür kılınmaktayız gerçekte. Sonlu bir yaşama ilk nefesle başladığımız andan itibaren o sonlu süreçlerin her birini sonsuzluğa çevirebildikçe özgürleşiyoruz bence.

Sonra da sonlu bir süreç nasıl sonsuz kılınabilir diye düşündüm. İlk önce kendi içimizde, benliğimizde başlayan sonlarımızı azaltmak gerek galiba. Bunun için de her yolcunun hatıratından farkına vararak geçmek gerek, böylece özgürlüğü içimize sindirmiş oluyoruz, ardından da yaşam dediğimiz başı sonu belli olan o aralığı sonsuz kılabilecek bir eylemselliğe kavuşuyoruz gibi.

Siz ne dersiniz genç yolcu?”

Yolcunun kendisine yönelttiği bu soru karşısında, kelimeler vasıtasıyla daldığı derin denizden çıkmak ve cevap vermek için birkaç saniye bekledi: ‘Haklısınız efendim, içimizde sonlu olanları azalttığımızda sanırım hayatın verdikleri de değişir ve bunun yolu geçmişin derslerinde olabilir.’ Yolcu gülümseyerek devam etti:

“O hâlde meşk ile bağlanalım önce benliğimize, benliğimizdeki sonları başlangıç kılalım affedişlerimizle, ki yollarımızda sonların prangaları ile adım atamaz hale gelmeyelim ve yollarımızı çöllere çevirmeyelim.”

Affetmek adlı merhem nitelikli kelimeyi işitmek onu, genç yolcuyu rahatlatmakla beraber, yeni düşünce denizlerine dalmasına neden olmuştu, ne de olsa herkes başkalarından ziyade kendine dert kılar affedişleri: ‘Başkasını affetmek çok kolay oluyor, sanırım bu konuda da benliğimizden başlamamız gerekir.’ Ancak kelimenin kendisi devayı içinde taşıyordu, yolcu anlayan gözlerle genci süzerek sözlerine devam etti:

“Elbette önceliğimiz kendimizden yola çıkmak, zira yolculuk bizim varlığımızın tezahür edişi ile başlıyor. O hâlde her yolculuk için tezahür noktası kendi benliğimiz.”

Genç yolcu giderek daha iyi anladığını farketti bazı şeyleri. İçindeki zen bahçesinde bazı taşlar nihayet olmaları gereken yere oturuyor gibiydi, üstelik bunun bilgisi kendi özünden başka bir yerde de değildi. Yine de son bir sorusu vardı bu konuyla ilgili: ‘Varlığımızın sonsuz olması da yine yolculuğun başındakini en sonda da uygulamak olacak öyleyse. Varlığımızın nasıl tezahür ettiğini bilirsek ve öyle varoluşu tadarsak sonsuz mu oluruz?’

Yolcu memnuniyet içerisinde cevapladı bu soruyu da, sevginin aynasını tuttu yine onu dinleyen her bir zerreye…

“Benliğimizin sonsuzluğu için varlığımızın tezahürünü bilmek ve varoluşu öyle tatmak yeterli olabilir. Ama kozmik bir sonsuzluk için varlığımızın tezahürüne sevgiyle bakmak, onu algılamak ve algıladıklarımızı sıkılmadan sevgiyle paylaşabilmek gerek. Bu bizi zerrelerin okyanusunda özgür kılacaktır.

Yolcunun sözleri, yine her zaman olduğu gibi önce onu dinleyenlerin kalplerine, oradan da ait olduğu yere, kâinatın derinliklerine karıştı.

Zerrelerimizin yolları kesiştiğinden beri daima yüreklerimize konuşan güzel dosta, nâm-ı diğer yolcuya, ve de katılımı ile bazı hatırlayışlarımıza vesile olan genç yolcuya sonsuz teşekkürler…