Sevginin ve İnancın Aynası – 4

Merhaba canlarım, yeni yazı dizimiz Sevginin ve İnancın Aynası serisinin dördüncü bölümünü buradan okuyabilirsiniz, umarım keyif alırsınız, sevgiler 🙂

~Yağmur

***

…Anlam veremedikleri davranışlar sergileyen geride bırakılmışları anlamak adına bazı soruların sorulması lazımdı. Genç yolculardan biri başı çekti: ‘Yolcu, insanlar yaşamlarımızdan gittiğinde onlar için iyilikler dilerken, onların ilerleyip ilerlemediklerini anlamak için ne yaparız?’

Yolcu cevap verir:

“Öfkelerine dokunuruz. Zira öfkeleri aslında onların ilerleyip ilerlemediklerini anlamanın bir ölçüsüdür. Bir insanın iç yüzünün aynası, onun içinde barındırdığı öfke miktarıdır; çünkü öfke ağırdır, ne kadar çok öfkeye saplanmışsa bir insan, o kadar hareketsiz kalmıştır, adım atamamıştır, hâlâ bıraktığın yerdedir o zaman. Bu nedenle senle ilgili olan öfkelerine dokunmalısın, küçücük bir dokunuş… Sonuç sana onların yerini gösterecektir, böylece yine onlar için iyi dileklerini sunmaya devam edebilirsin. Lâkin asla geriye adımlar atmamalısın. Zira bu hem kendine hem de sevdiklerine verebileceğin en büyük zarardır.

Dünün getirdikleri de, götürdükleri de senle birlikte ilerlemek için senin farkındalığında mevcut halde bulunmalıdır. Bu sayede her zaman geride kalanları sevginle sarabilecek, ileride olanları sevginle kucaklayabilecek bir duruma erişirsin. Bu tezâhür hali mutlak bir sevgidir. Bağımlı olmayan, bağlı kılınmayan, senin varlığından varlığa uzanan bir dokunuş.

Lâkin öfkelerinde ateş çemberleriyle ankâ misali dönenler, senin onların öfkelerine küçücük bir dokunuşunla küllerinden yeniden doğarlar ve yanmak, yeniden aynı olgunun anlamsız haykırışlarını dillendirmek için sıraya girerler. Hattâ ankâlıklarını o derece güzel kılmışlardır ki, başkalarını da çemberlerinin içine dahil ederek gün batımında bitecek ömürlerinde uçarlar. Uçarlar; ama birliklerine, tekliklerine, özlerine döndüklerinde içlerinde onları bekleyen sadece öfkeleri olacaktır. Bundandır ankaların her gece yanışları…

Sonlu zamanlarda tezâhür ederken sonsuzluğumuzu öfkenin çemberinde mi sonlandıracağız, yoksa sonlu zamanların tezâhüründe bir başına kaldığımızda geçmişi sevgiyle sararken geleceği sevgiyle kucaklayacak bir devinimin yolcusu mu olacağız?

Bunun kararını vermemiz, farkındalık bahçemizin ilk tohumlarını ekmemiz olacaktır. Unutmamamız gereken; benliklerimizin tekil ve yalın hâllerinde kendilerine bakışlarında görecekleri ve hissedecekleri, eterik süreçte yaşayacaklarımızın tohumları olduğudur.

Bu nedenle dostlarım öfkenizi her zaman pahalı tutun, onu kimseye kendinize dahi vermeyecek biçimde pahalı tutun! Sevginizi ise her zaman ucuz kılın. Bolca verebilirsiniz böylece. Ziyâde güzellikte bir sohbetti dostlarım, müsadenizle…”

Yolcu onu dinleyen herkese tek tek gülümseyip başıyla selam vererek iyi geceler diledi ve çadırına doğru yürümeye başladı. Sözleri, yine her zaman olduğu gibi önce onu dinleyenlerin kalplerine, oradan da ait olduğu yere, kâinatın derinliklerine karışırken etrafında oturdukları ateşteki kıvılcımlı çıtırtılar yolcuya iyi geceler dilemek için biraz daha artmış mıydı ne? Gecenin sessizliğinde yolcunun çadırının girişini örten kilimin sesi çoktan duyulmuştu, ateşin kıvılcımlı çıtırtıları da huzur bulmuştu, ancak genç yolculardan çıt çıkmıyordu. Belli ki hepsi benliklerinin özüne doğru bir yolculuğa çıkmıştı ve daha dönecek gibi durmuyorlardı…

Zerrelerimizin yolları kesiştiğinden beri daima yüreklerimize konuşan güzel dosta, nâm-ı diğer yolcuya, ve de katılımı ile bazı hatırlayışlarımıza vesile olan genç yolcuya sonsuz teşekkürler…