YARIM KALANLAR

Nedir yaşamda yarım bıraktıklarımızın ardındaki sırlı perde? Neydi bizi BİZ’de yarım bıraktıran? Neydi cesaret edemediğimiz? Edemediğimiz o cesarette kaybedip ilerleyemediğimiz? Neydi kaybetmeyi göze alıp harekete geçemediğimiz? Kaybetmeyi bazen kabullenemediğimiz ve kabullenemediğimiz bu savaşta hep biraz da yenilip örselendiğimiz…

Savaşı kaybetmek kazanmaktı aslında, kaybetmekten korkan kazanmaktan hep uzak kalandır. Yaşam cesareti ödüllendirir ve insan en çok yapamadıkları için yaşamda hep şikayetçidir, o zaman bir adım atıp bunu yapabilmek için ne bizi engellemektedir?

Bizim saklı potansiyelimiz nedir? Neden bu kullanılmasın, neden bir yerden başlanmasın ve yol alınmasın? Neden korkularımız dikenli tel olup etrafımızda, bizi yaşamın dışına taşısın?

Neydi bu korkular? Neden bu kadar anlam taşımaktalar? Bu korkulara rağmen harekete geçtiğimiz oldu mu hiç yaşamda? Ne sağladı bu, nasıl hissettmemizi sağladı? Buna değer miydi? Kaç kere ‘’ Bu son, herhalde ötesi yok! ‘’ dedik de yolculuk devam etti ve şimdi o zamanlar görünemeyecek kadar ardımızda belirsizleşmişti.

Canımızın en yandığı o anda, bitmediğine inandığımızda, iş, savaşı kaybedebilmekti. Kaybeden kazanmayı kendine getirirdi ve bu artık ben ötesi bir açılımın gerçekleşmesi demekti. Kişiler sadece bir görüntüden ibaretti yaşamda ve bizim onlara yaktığımız ışıkla, bizimle bu yolculukta ilerlemekteydi.

Bizim bizdeki bizin ışığını yakmamız tüm yaşama da yeni bir anlam katıp bu anlamda yol almamız demekti. Her şey kendini yenileyebildikçe devam edebilirdi ve bu ancak birlikte yaratılabilecek bir sürecin ışığı olarak değerlendirilebilirdi.

Yaşam dur durak bilmezdi. Durmak isteyip direndiğimizde, o ilerler ve bizde bir şeylerin eksildiği duygusu belirirdi; halbuki ihtiyaç duyduğumuz her neyse, yolculuğun devamında aslında bizi beklemekteydi. Bizim ihtiyaç duyduğumuz sadece yolculuğumuza devam etmek ve bu yolculuktaki o bütünsel ışığı görebilmekti.

Benim yolculuğum kendimden kendimeydi. İşte bunu anlamak çok önemliydi. Hiçbir şey yarım değil aslında, sadece her şey açılan ve kapanan kapılardan ibaretti ve her kapanan kapı açılan yeni bir kapının habercisiydi.

Ağırlaştığımızda bir şeylerin bizi hafifletebilmesi gerekirdi ve işte o hafifletecek şey de değişimin kendisiydi. Değişmek için esnemeliydi. Tutsaklıklarımız, ‘’ Onsuz olamam. ‘’ dediklerimiz zaten olacağımızın da habercisiydi.

Her türlü, yaşam ışıktı, bizim sadece o ışığın ne anlama geldiğinin farkına varabilmemiz gerekirdi ve bu kapı açıldığında her yaşam yeni bir ışıkla dirilir ve önümüzde belirirdi ve yaşam bize ilham olacak ışıklar gönderirdi. Biz ancak dinlemeye kendimizi açabildiğimizde, o da bize sesini duyabileceklerimizle buluşma sağlayabilirdi.

Hareket bereketti. Emek ekmeği yaşatan ışığın kendisiydi. Her şey emekti aslında bize dek oluşan, her insan emekti, doğmuş, büyümüş ve bugünlere gelmişti ve nice emek o yaşamda gizliydi. Onu görmek ona dokunmak ve ona dokunmak, kendi özündeki ışıkla buluşabilmek demekti ve aslında tüm cevaplar da orada bizi beklemekteydi, iş kapıyı açıp içeriye girebilmekten ibaretti.

Yarım kalan bizdeydi ve tamamlayacak olan tek şey, yolculuğa devam edebilecek gücü kendimizde uyandırabilmekti. Nereden başlayacağımızı bilebilmek önemliydi. İnancımız keskin bir kılıçtı; bununla birlikte bu savaşta kimseyi kesmek değil sadece yolu açabilmek önemliydi.

O kılıç aslında bir fenerdi ve olduğumuz yerde herkes de olabilirdi; bununla birlikte önce bizim orada olabilmemiz gerekirdi. Ormanın derinliklerine girmek, kendi derinliklerine inmek ve oradaki ışığı bulup yaşama bunu geri döndürebilmek!

Yaşam bir hikaye değildi. Yaşam sorumluluk ve bu sorumluluk da hak ettiğimiz ışıkla buluşabileceğimiz bir yolculuk demekti. Hiçbir şeyimizin kalmadığına inandığımız anda bile öyle çok şey aslında bizimleydi ki bu aslında bir yanılsamadan ibaretti.

Yaşam realitesi bizim olduğuna inandığımızın çok ötesindeydi ve şu kesindi ki bu realite bizim ona ektiklerimizin bedenlenip önümüze diktikleriydi. Bunun farkına vardığımızda insan kontrolü ele alabilirdi. Her şey içimizdeki gücü keşfetmek ve ruhsal hikayemizi okuyup kalemi elimize alabilmek ile ilgiliydi, o zaman tüm yaşam dirilir ve artık yarımlar tam olur bizimle buluşabilirdi. İşte hikaye buydu, şimdilik!

Ol Hüseyin Akdağ