YENİ BAŞLANGIÇLAR

Soğuk sabahlara gebedir bazen zaman ve bu sabahlarda insan üzerinden kaymış olan yorganını arayıp da bulmaya çalışan ve bu arayışlarda kimi kendine yakın, kendini bulup kendinde, onu ısıtan ve kimi bir mağaranın derinliklerinde ‘’YAŞAM’’ denilen ışıktan uzaklaşan; bununla birlikte muhakkak ki yolculuğunda bir ışık olup yakan ve yakılan!

Kendimi ararım kimi zaman kendimde ve beni benden okuyup anlamak ister yüreğim ve ben onu bende, benimle ben olup benliğimde tanımlamak isterim ve ilginçtir ki ne koysam adını hep başka bir isimde, başka bir ben olur, karşıma dikilirim ve hep sorarım kendime:

‘’ Hangisi gerçekten benim? ‘’

Ben hep bir yolculuk dahilindeyim ve şu gerçek ki her an ışığında yeni bir hikaye olur dillenirim ki ‘’İNSAN’’ım ben, sonsuz gelişimin kendisiyim ve her bir adım olup attığımda ve atıldığımda, yaşamda yeni bir ışığın kendisi olup dilleneceğim.

Tökezlendiklerim de olur benim, toprağa her yakın geldiğimde, onu kelamımın gücüyle tohumlar ve yaşama, ben olan bedenimde oğul veririm. Benim oğlum yaşam olur, ışık olur ve yarında yaptığım resimlerimin bugüne düşen ışıkları olur ve ben o ışıklarda ‘’BEN’’ olurum ve bu yolculuk sonsuzluktur.

‘’Sonsuzluğun bana bir mesajı olmalı!‘’ dedim ve açtım, baktım kitabı, sonsuzluk bana dedi ki ‘’Senin ışığın hep yanmalı, karanlıksa da gecenin masalı, bil ki her karanlık gün, doğan ışığını da bünyesinde barındırırdı ve iş ona koşmaktı.‘’

Koşmak uçmaktı ve o uçmak yorgunluktan iz bırakmazdı, insan kendinde kendi olup yol alsaydı ve alırdı ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Her gün uyandığımız yaşamdan başka bir yaşam olmayacaktı yolumuzu aydınlatan; bununla birlikte hiçbir şey de eskisi gibi olmayacaktı; çünkü artık olana bakan gözlerimiz farklılaşmıştı, artık bu gözler onların ışığını da içlerinde barındırmaktaydı ve oluk oluk ışık burada akmaktaydı.

Her kendinden çıkan yola, kendine varırdı ve yol aslında hep burada başlar ve burada da tamamlanırdı. İnsan bazen korkuya kapılırdı, bir daha olmayacak sanırdı ve zaman geçtğinde ve yeni olan yeni ışığyla dillendiğinde bir bakardı ki bugünler, tüm zamanların bugüne yakılan ışıktaki armağanıydı.

İnsan bazen ne kadar çok yükle yol almakta olduğunun farkına varmazdı. İnsan bazen ne kadar kaybolduğunun attığı adımlarda kendisizliğinde kalıp, irkildiğinde, farkına varmazdı ve sonra güneş doğardı ki güneş, ben olarak yaşamımda parlardı. O her doğduğunda yeniydi bedenim ve ben o her sulara gömüldüğünde kendi derinliklerimdeki ışığı çekebilmek üzere yüreğimden yaşama, kendi derinliklerime inmiştim.

Yorulmaz mıydım bu yolda? Yorulmazdım. Yürüdüğüm yol tüm yaşamın yolu olduğunda ve ben o yolda tüm yaşam olup parıldadığımda yorulmazdım. Çiçekler açardı yolumda ve ben çiçekleri uzanıp koparmazdım; çünkü her birinde ben açmıştım ve kökleri yüreğimdeydi hepsinin ve onların damarlarında dolaşan su olup yaşama akmaktaydım. Onlardan yaşam olup kokmaktaydım ve her yüreğe ışık katmaktaydım.

Yüreği fakir olanlar varmış, ben onlara dek uzanırdım ve onlara böyle diyenlere böyle olmadığını anlatırdım. Bazen kötüden de kötü olanın ardında yer alırdım. Ben orada olduğumda onu bende ben olur, alır, ışığa katardım. Değilse ben de, benden dışarıdaydım; çünkü ben olan bende tüm yaşamı yüreğime alıp yaşamalıydım; ancak o zaman gerçekten bana varırdım.

Dağ çilekleri yemek ister insanoğlu, halbuki dağ, taş insan olduğunda insan, yüreğinin ışığıyla doyurulurdu. Aç olmak, yürekte olurdu ve yüreğinde sevgisi olanın karnı da hep doyurulurdu. Açlık, yürekte olurdu, o aç olduğunda ne ile sanki o doyurulurdu?!

İçindeki o ışıklı ses sana, dahası olduğunu hatırlatır dururdu ve sen o sese doğru bir adım attığında karşında bir sen dururdu. Karanlık kıyafetleriyle karşında duran sen bugünde, korktuğun ve kaçtığın her şey olurdu. O sana bir soru sordu:

‘’ Gerçekten istediğin bu muydu? ‘’

Ve sen ona gerçekten ne istediğini söyleyebildiğinde, o sana kendini tam da orada buldururdu. Bazen o yer bir hayli farklı olurdu. Aslında burası değil gibiydi hayallerindeki, hatta hiç de böyle değildi, dar koridorlar ve buralara çökmüş gece karanlığı, rutubet kokusu seni tedirgin  eder dururdu.

Derken gözlerini açabildiğinde artık önünde günün ışığı dururdu ve bu ışıkta her şey daha da belirgin olurdu ve bu belirginlikte her şey bir hayli daha duruydu. Demek ki doğan günün anlamı buydu. Demek ki her şey bizi buraya doğru yola koyulttu ve şimdi o yol ışıl ışıl parıldıyordu.

Güneş herkesi ve her şeyi yeniliyordu. Her şey daha da güzel olabiliyordu. Ölümün bile ardı doğumdu ve şu kesin ki bu doğum ilk doğumumuzdan çok daha farklı oluyordu. Veda, insana ‘’ Merhaba! ‘’ dediğimiz kendimizi getirebiliyordu; çünkü belki de insan kendi merhabasını kendinde unutmuş ve bir türlü yol alamıyordu ve kendimizden kendimizi alıp bir selam çakabildiğimizde ışık doğuyordu. Yunusların şarkılarına dönüyordu dünya:

Daha mutlu, daha umutlu!

Beni bana armağan eden her şeye teşekkür borç olurdu ve teşekkür ettik, borçlar ödenip ışık da bize bizden doğuruldu. Beni benimle büyüten yaşam hepimizden hepimize bir oyun olurdu ve bu oyun daha güçlü bir ışığın tohumuydu. Her gülümseyebildiğimiz o ana dek yağabildiğimizde ve güneş bizimle doğabildiğinde, gökkuşağı her bir renginde bizden bize varan bir ışık olurdu ve hep çok daha güzel olurdu.

Yüreğim yeniden doğdu ve yeniden ve yeniden ve yeniden doğum oldu. Hergün yeni bir ışıkla doğduğunda, o varoluşundaki sırrıyla bütün bir yol olurdu ve o ışık şimdi benimle birlikte yürüyordu ve benimle, her adım attığım yerde, beni bana getiriyor benden ve beni benimle buluşturuyordu ki bu, tüm yaşamda, bana bende ben olup varmış ben oluyordu.

İş buydu, yeni başlangıçlar böyle oluyordu. İnsan öğrendikçe kendini kendinden, büyüyor ve genişliyordu ve daha fazlasını yüreği içine alabiliyordu ve o kadar kendini kendinde anlatabiliyordu. Bu okumak, bu okuduklarında okunmak ve anlaşılmak ve anlamak oluyordu.

Her şey birbirinin içinde nefes alabildiğinde yaşam doğuyordu ve bu ihtiyaç bazen her şeyin ötesinde duruyordu. Bugün bir adım atmak gerekiyordu ve bu, tüm taşları da yerine koyacak gücü uyandırıyordu ve uyandı o güç, tam da şimdi! Aha burada, bu sayfada, şimdi, aha şimdi! İşte bu, şimdilik!

Ol Hüseyin Akdağ