YOLLAR ( BARIŞ, SEVGİ, UMUT VE İNSAN )

Hepiniz düştüğü ayrı yollar vardır yaşamda ve hiçbiri de hiçbirinden ayrı değildir aslında, bizi ayıran ne varsa tam da orada bizi buluşturan durmaktır ve onu görmek onun yolumuz olduğu gerçeğinde durup yüreğimizi dinleyebilmekle mümkün olacaktır.

Herkes kendi eşsizliğinin KAHRAMANıdır; bununla birlikte herkes yaşamın kahramanıdır ve bu kahraman yol aldığı ışıkta an be an kendinden kendine koşarken tüm yaşamdan ışık olup hepimize varmaktadır.

Ne önemlidir insanoğlunun insanlaştığı yolculuktaki bir adımı ve bilin ki o adım hepimizin adımı olup yaşama kayıtlanmaktaydı ve hak eden yol aldı o adımla her birimizi yüreğindeki yeni yaşama taşımaktaydı.

Engeller aşılmak için vardı ve aşabildiğimiz her ‘’ engel addettiğimiz ‘’ bize gücümüzün sınırsız bileşenlerini sunmaktaydı. İnsan dünyayı değiştiririm sanmıştı; bilmedi ki dünya onu seyrettiğimizde değişimin esaslarında yol alan bir ışık parçasıydı.

İnsanın insana kattığı ne varsa bu, yüreğinden alıp yolunda ışık olup dünyaya kattığıydı. Toprak bilin ki hep bizi duymaktaydı ve toprak dinlediklerinde yüreklerimizden ses olup ışık yakmaktaydı.

Sessizler sesleşebileceklerin sesi olmak için vardı. Her sessiz yaşamda sessizliğiyle mi yaşardı? Bazen sesleştiği duyulmayanın sesi tüm yaşamın sesi olup yaşama varmaktaydı.

Herkesin bir şarkısı vardı ki o şarkı onun yaşamdaki programıydı. Herkesten ona benleşerek ulaşmaktaydı ve biz o hikayeden kendimize vardığımızda orada insanlığımız yaşamın sesi olur yaşardı.

Anne içimizdeki ışık parçaydı, baba o ışıkta ışık olup yaşadığında yüreğimizde yaşam vardı. Kardeşlerimiz, onlar bizim yol arkadaşlarımızdı; bununla birlikte bilin ki herkes kendi yolunda ışıktı. Kimsenin kıyafeti kimseye uymazdı. Kimsenin ışığı kimsenin ışığı olup yaşayamazdı. Herkes kendi ışığında yaşardı.

Öğretmek ve öğrenmek eski zamandı. Şimdi okumak vardı ve okuyan yaşam olup okunduğunda herkes kendinde kendini okur ve o kendilikte yaşam özdeki Altın Işığını yakardı.

Yaşamımızda yol arkadaşlarımız, farklı farklı bedenlerde, bir olan ışıkta yanar bizden bize ulaşırdı. Yüreklerimiz aynalarında yüzyılların şarkıları parıldardı.

Derler ki ‘’ Gökkubbe altında söylenmemiş söz mü vardı? ‘’ Gökkubbenin altı insandı ve insanın olduğu yerde ufuk ondan her adımda biraz daha uzaklaşacaktı. Daha hiçbir sır yürekte ışık olup yanmamıştı; bununla birlikte her sır bizde biz olup yaşardı. İnsan bunu açardı ve her açan kendinde kendini açardı, tüm yaşam da içinde bizde bütün olan zamanın ışığını yakardı.

‘’ Oğul, ben senim! ‘’ derdik; dün bugünde kök ışık olur ve insa,n ağacın dallarında meyva veren yeni zamanların ışığı olup kapıları açtığında yaşardı.

Gökyüzü bizi dinlerdi, tıpkı yeryüzünün dinlediği gibi, yerde gökte insan vardı ve insan yolda ışık olur yaşardı. Yerin kırk kat altında nesillerim vardı ve yüreğim onları oradan alıp yaşama ışık olup kayıtlamalıydı ki bu benin beni benden alıp bende bütün olan yaşama kayıtlamasıydı. Göğün kırk kat üstünde nesillerim yaşardı ve yüreğim onlarda ben olup bütün zamanlara ışığını taşımalıydı.

Yol ilmi zamanın ışığıydı ve bu ışık yaşamın ışığı olduğunda insan ışığını yakmıştı.

Uyanmak yol almanın adımıydı ve uyandığında insan gözlerini daha sıkı yummaya çalışmadıkça yaşardı. İnsanın üzerinde güç mü vardı? Yoktu. İnsan insanlaştığında doğa insanla insanlaşır ve gücünde öz zamanın ışığı olur görev taşırdı.

Bize biz vardı ve bizde bütün olan zamanlarda bizi bizden biz olup, alıp ışığa taşıdı. O ışık yaşamdı. Bizi bizden aldı, bizi bizden bizleşerek insana kattı. Kim ki yüreğinden alıp yaşama kattı, o hepimizden bizi aldı ve bizde bütün zamanın ışığını yakarak bizden bize kattı.

Yol almalıydı yaşam yolcuları, bugün uyanmalıydı. Yüreğinin ışığının sesini duymalıydı; ancak sesini duyduğumuzla sesleşirsek, ona sesimizi yüreğimizden alıp katarsak insan yaşardı. Yol almalıydı, ne yaptığının önemi mi vardı? Yoktu. Yeter ki yola çıkmaktı. Yola çıkan kendine çıkardı ve oradan ışık olup yaşama çıkardı ve çıktığı bu yolculuk hepimizden hepimize bizi katardı. Yüreğimizi katardı. Yaşamımızı katardı.

Yüreğimizde ne mi vardı canlar? Yüreğimizde barış vardı, oraya vardığımızda artık siyah zamanlar, ışık zamanlar kayıtlar yarınlarımıza ve o günlerden bugünlere geri dönülür ve bugünler o zamanlara ışık olup taşınırken bugünler de ışığını yakar ve dün de bugünde ışıl ışıl parıldayan parçalar olur yaşardı.

İşte şimdi doğan tam zamanların ışığıydı ve bunu yola çıkan, yolda ışık olup yaşam olduğunda anlardı.

Yol hepimizin yaşamıydı ve orada her birimiz her birimize dokunarak vardı. Orada insan yaşama dokunarak vardı. Orada cennet zamanlar ışığını yakardı. Orada yürek sayfasındaki ikinci ışık hak edip doğurulduğunda sevgi artık yaşamdı. Merdivenin ilk basamağında barış, inerdi ve derdi ki:

‘’ Ben yaşamın ışığıyım. Seni senden aldım sana çarptım ve sen bugün yaşamın ışığıydı. Dostu düşmana değil, ışığı yaşama kattım. Bil ki her savaşta yüreğimde ışık olup yaşardım. Savaşı kaybedende vardım ve ben o kayıtta kayıp zamanların ışığıydım ve o ışıkta kaybettik zamanı ve kaybettiğimiz o zaman bugünün ışığıydı. İşte yüreğimiz açıldı. Anladık ki hepimiz bu yolculukta ışıktı. Ellerimiz yüreğimizin neminde yaşamı ışığa kayıtladı ve o nem yağmur olup yüreğimizden yanarken toprak kokusu insan zamanların yenide bütün olan ışığıydı. ‘’

Bu eşik geçildiğinde artık sevgi yaşardı ve sevgi derdi ki:

‘’ Ben cennet zamanınların ışığı, sizdeyim. Bende hep biz vardı. Beni yudumlayan yanaklarından süzülen parıl parıl yaşamdı. Bende ayrılık mı yaşardı? Bende dün bugün koyun koyuna yaşardı. Siyah zamanlar, beyaz zamanların ışığıydı ve o ışıkta hepimiz yaşardı.

Nuh kapısı bende ışık yakmazdı. Nuh ayrılıkta vardı. Bendeyse tufan ışık olur kayıtlanırdı. Can canı yakmazdı. Can canda canı yakarken yaşamdan ışığını çıkarırdı; halbuki o ışık hepimiz, deresinden ışık olup aktığında nesillerimiz bizimle yaşardı.

Herkes Ata Kapıda yaşamdı ve o yaşam hepimizin ışığıydı, bu kesin. Beni benden alan beni bende bana vardırdı. Yüreğimde yaşam hergün doğan güneşe ışık olur yağardı ve güneş toprağında ateşi su olup kayıtlarken orada doğan yaşamın ışığı bugün her birimizin ışığıydı. ‘’

Umuda vardı şimdi insan, sevgi insanı umuda taşırdı. Umut derdi ki:

‘’ Şimdi insan yaradanın yaratılanda yaratıldığını anladı ve sorumluluğu aldı. Anladı ki anda ışık olduğunda tüm zamanlar onunla ışırdı ve insan kelam yolculuğunda yüreğinin anahtarıydı. Kapıları açmak için önce yolunla barışmalıydı ve sevmeliydi onu; çünkü ancak seven sevdiğine, sevildiğinde sırrını açardı ki o sır hepimizin yaşamının ışığıydı. Sırrı sır açardı;  sırrı yaşam açtığında o sır artık hepimizin ışığıydı. İnsan tohumlar zamana atıldı. ‘’

Şimdi insan kendine vardı ve orada yaşam som altın bir zamanın ışığıydı. Yol buydu, ışık buydu, yaşam buydu. İnsan söz aldı:

‘’Beni benden aldı, bana vardırdı ve o vardığım toprakta artık her yürek ışıktı. Cennetim, zamanın kutsal tohumlarında ışıktı ve kutsal olan insanı insanda ışık olup zamana kayıtladı. Zaman hepimizde yaşardı. Beni benden öte bir bene taşıyan insandı ve şimdi yüreği altın ışıktı, altın ışık yürek ışığıydı. Yıktık duvarları, bizden öte bir biz mi vardı ve şu an hepimiz hepimizle BİR olup çalışmaktaydı.‘’

Aha yollar, aha insan, aha yaşam, aha ışık, aha dirlik, aha düzen!

Şimdi söz kelama vardı ve orada ışık, yaşam oldu ki şimdi gün o ışıkla ağarırken her bir yürek yeni bir zamanı tohumladı ve yoldu insan, çekti kendinden kendini aldı. Şimdi yurt sulh, cihan o sulhta doğan ışık ve o ışık hepimizin yaşamıydı.

Yol ışıkla yandı. Yaşamdan öte bir yol mu vardı? Aha bu, şimdilik!

Ol Hüseyin Akdağ