ANNE VE BABA IŞIK

Hangimizin yaşamında anne ve babadan bahsetmemek mümkün olabilir ki ? Varlıklarıyla da yokluklarıyla da başlı başına bir hikayedir onlar ki bu hikayenin bizim yaşamımızda nasıl da belirleyici bir ışık taşıdığını düşenecek olursak; onlarla kurduğumuz hem genetik zincirimizle dahil olduğumuz bedensel ve ruhsal bağlar, ortak alanda paylaşılanlar ve bu paylaşımlarla çıkılan yolculuklar. Bazen onlarla ve onlarla olur bu yolculuklar, bazen onlarla ve onlarsız. Bazen kendimizden kendimize çıktığımız bir yolculuk olur bu, bazen tüm yaşamdaki yalnızlığımızı bir kenara bırakıp tüm yaşamla çıktığımız.

Bir çocuğun bakışlarında kendini görür insan. Doğada; akan suda, yürüyen bir kaplumbağada, uçuşan beyaz bir kelebekte, öten kuşta, dalından düşen bir cevizde hep kendi vardır insanın ve halleri. İnsan her halde vardır ve her halde de insandır. Karanlıkta yaşar insan, aydınlıkta da; gündüzde de vardır, gecede de, hepimizin olduğu yerde de olur insan, hiçbirimizin olmadığı yerde de. İnsan her yerdedir ve her yerde her şey hep bizimle.

Bir çocuk ilk annesini tanır yaşamda. Onun sesiyle yaşamı tanır. İlk dokunduğu o vardır ve ondan parçalarla kendini taşır. Bir annenin en yakın dostu olur karnında taşıdığı bebeği. O onun parçası olmanın ötesinde, kendinden bağımsız bir senaryoyla artık kendi cumhuriyetini ilan etmiştir. O artık hem onun parçasıdır hem de kendinin kendi parçasıdır. O hem vardır onunla, hem de onun olmadığı bir yaşamın ışığıdır.

Anne ona dokunmak, sarmak, koklamak onu ve korumak ister kendi korunamamışlıklarından; bununla birlikte belki o çocuk onun korktuklarıyla dans ederken herkesi de kendisiyle birlikte şaşırtacaktır. Her ışığın bir yolu vardır ki bu yol her yolun kendisiyle birlikte ışığıdır. O bize bizden bizi taşır ki taşıdığı, kendi yüreğinin ışığıyla var olan yaşamdır.

Bir çocuk her zaman kolay bir çocuk olmayabilir. Her zaman kendi yükünü taşıması o kadar kolay olmayabilir. Bir anne, bir baba onu bir şekilde taşır; bir çocuk da anne babasını taşır; bununla birlikte dışarıdan görünen ilk bakışta ne olursa olsun, her hikaye bünyesinde kendi ışığını taşır. Engeller yeni zamanlara açılan yolların ışığıdır bazen insan hayatında, Tanrısal bilinç insana hiç bilmediği yollarla dokunmaya çalışır. Tanrısal bilinç yeni kapıların anahtarıdır ki bu kapılar insanı kendi yüreğinin karanlıklarının karanlıklarından öte olan yollarda, kendi ışığının da ışığı olan sayfalara açacaktır.

Hepimiz çocuk, hepimiz anne. Hepimiz anne, hepimiz baba. Bir baba çocuğunu uzaktan tanır. O onun ışığının dilini, onu onda onunla yaşadıkça tanımlayacaktır ve her zincirin bir hikayesi vardır. Onun bir babası vardır. O baba, bir anne olan çocuğun babasıyken, büyükbabası olduğu torununun aslında gizli olan ışığıdır ve onun ışığında onun da büyük büyükbabasının ışığı vardır.

Onun annesi vardır. Bu anne olan, olacak olan annenin de ışığıdır. Ona ektiği tohum nesil nesil tohumlanarak yeni zamanlara dek ışık olup dillenebildiği kadar gücüyle yol olacaktır ve bizimle hep akacaktır sular. Görünen görünmeyen kıyılarda denizlere, o denizlerden okyanuslara ve okyanuslarda derinliklerin sonsuzluklarına yol alacaktır. Her insan her insana dokunan bir parça ve sonsuz dokunuşlarla yeryüzünü yaratacaktır. O yüz yer yer saracak, yer yer kendini kendi gibi göstermeyen bir ayna bulamayacaktır. Her şey ona o olup dillenip konuşacaktır.

Bir annenin ışığında, bebeğini ilk kucakladığı andaki şefkat vardır. Bazen bu zamanlar, derinliklerdeki bir korkunun da anahtarıdır. Acaba orada tam olarak bizi bize veren ne vardır ? Hangi parçamız ne olup bizde neleri aramaktadır ? Bir yol vardır önümüzde, bu yol hem bizi bize vardıran, hem de herkesi kendine vardıran bir yoldur.

Yaşam yolunda herkes kendi ışığıyla vardır. Anne babalarımız bu ışıkları ocaklarından aldığımız öz kaynaklarımızdır aslında. En saf ışığımız onların koynundadır ve bu bizim algılarımızın da ötesinde büyük bir programdır. Onları anlamak ayrı bir safhadır, anlamamıza rağmen bir adım ötelerine geçebilmemiz ayrı bir safhadır.

Umutlarımız, korkularımız vardır; bununla birlikte her korku, kaynağında binlerce ışığın da tohumlarını barındırır. Deriz ya, bir şey; ama ne ? Dün, bugün ve yarın; üç ayrı kapı; ama tek bir kapı ve o kapı insan. İnsan öyle bir sistemdir ki dününden aldığını bugüne getirmiş, bugünü yarına çoktan götürmüş ve bugün yarınla birliktedir. Bugün kendi ışığını yakabildiğinde o ışık, dün ve yarında yanabilmiştir. Dün böylelikle artık dünkü dün değildir ve yarın artık yepyeni bir zamanın ışığıyla dirilmektedir.

İnsan zamana ektiklerinin hasatçısıdır yaşamda. Bir babanın oğlu, bir oğlunun yaşamda ışık olan yolculuğudur ve bu yolculuğun yaktığı ışık tüm insanlığın yolunda yaktığı ışığın da tohumudur. Kimse tesadüfen bulmamıştır kimseyi, herkesin bulduğu olsa olsa kendini kendine götüren hikayesi ve bu hikaye zaman sayfalarında ışığını bulup onu yaktığında, artık yanan ışık hepimizin ışığıdır. Atamız bizim ocağımızın ışığıdır ve biz o ocağın ışığını yaktığımızda, o artık tüm yaşamın ışığıdır ki o yaşam da bizim ta kendimizdir aslında.

Işık olmayan bir yaşamda ben var mıyımdır ? Yokumdur. Karanlığımdır. Kayıbımdır. Öyle küçücük bir ışığımdır ki yokumdur. Sesim yoktur, nefesim yoktur; bununla birlikte ben hikayemdeki benle bütün, kendimdeki bütünlüğün yoğunluğunda Tanrının beni benden var ettiği ilimle beni okuduğumda artık ışık yanar ve biz o ışıkta yaşam olur dilleniriz. Deriz ki ‘’ ben artık buradayım ‘’.

Burada olmak, yaşamda olmak. Anne ve babanla nasıl bir anlaşmayla yaşamda ışık yakmak üzere buraya inmiş olduğunun farkında olmak. Ruhunun aldığı sorumluluğun bilinciyle onda o olup ışık yakmak. O kim ? Yaşam. Yaşam ne ? İçimizdeki Tanrısal güç. O güç bizi nereye götürür ? Kendimize. Kendimizde ne var ? Yaşam. Yaşam nedir ? Yol. Yolun bizi götürdüğü ? Işık. Işık, yeni zamanların kapısı ki bu kapıda her birimiz ışık olduğumuzda o ışık artık insanın taşıdığı değil taşındığı bir yol olur ki orada insan artık kendi gücünün farkına varmıştır.

Anne ve baba bize bizi veren çok değerli kapılardır ve onlarla kurduğumuz ya da kurabildiğimiz bağlantı aslında tüm yaşamımızın da anahtarıdır. Onların bize ne anlattığının farkına varmak Tanrının sesini duymak ve kendimizdeki kendimiz olan yaşamın sesini duymaktır ve sesimizin gücüyle yaşama yaşamı çağırmaktır. Bu bir sorumluluktur ve biz bu sorumluluğu aldığımızda artık yaşam da bizim üzerimizden yükler almaya başlar. Onu anlamak, benim beni anlayan insanlarla buluşmam demektir; öfkeyi aşmak, benim artık beni öfkelendirmeyecek olayların kapısını aralamak demektir ve benim benimle bütün, hikayemin içindeki sevgi ve doğamızda kayıtlı sonsuz şefkatin farkına varmam, aslında bu hikayenin içindeki sevgi ve doğada olan şefkatin de kapılarını aralamam olacaktır.

Her insan, önce kendinde vardır ki o varlık ocağında ışık olup evinde sevgiyle yandığında bu yaşamın ışığını yakmaktır. Dönüşen dönüştürür. Dönüştürdüğü yaşamlarda dönüşür ve bu dönüşüm ona onu veren bir yaşamın anahtarıdır. Ne ektim ki ne biçtim. Sevgiden tohum aldım kendimi, kendime akan ışık olup biçtim. İşte budur yaşam. Anne ve baba bizim ilk hikayemizdir ve bu hikaye Tanrısal bilince dokunmak ve onunla sesleşmekle eştir.

Cennetin bir ananın ayaklarının altında olması, cennetin değersizliğinden değil insanın yolunun o ananın yürüdüğü yolun ışığında olduğunu bilmektendir. Baba, bir ailede ışık yakan gerçekliktir. İnsan onunla iletişim kurduğunda, iletişim kurduğu yaşamdaki kendi gerçekliğidir. Anne bize yaratıcılığımızı, baba bize o yaratıcılığın kendiyle aldığı yolu verir.

Çok zeki olmaktan öte, zekayı nasıl kullandığıdır kişiyi yaşamda ışıkla bütünleştiren gerçeklik ki burada zeka anne, onun nasıl kullanıldığı baba gerçekliğidir. Bu hikayeler bazen dönüşebilir; değişmeyen bir oğlun ( çocuğun ) biraz anne biraz baba olduğu kadar, ikisinin bütünlüğünde kurduğu bağlantısal bütünlük olduğuğudur. Kim ki ne kadar hikayesiyle güvende olduğunu bilir ve onun ışığıyla yol alabilir, o kadar kendindedir. Kim ki hikayesiyle derinlerinde bir savaş halindedir, o hala ışığını hak edip yaşamına çekememiştir.
İnsan anne ve babanın kontrollü birleşimidir. Bu birleşim içindeki güçle uyandığında o güç, yaşamın kendisidir. Herkesin bütündeki yolculuğu kendi ışığının izindedir. O ışıkta insan, insanlık ailesinin feneridir. Fener, insanın kendinden kendine verdiği ışıkta, bütünsel geçişlerin de görevlisidir.

Kim diyebilir bir insan diğer bir insanın yolundan haberdar değildir. Herkes, herkes olabildiğinde, herkes herkesteki her şeyi bilebilir. Bu biliş halidir. Bu hal, yolu görüp ötesinde kaybolmak değil; ötesinde, kontrollü olarak yol alabilmektir. Kibri aşıp, kendi ışığında tüm ışıkların dillenişini dinleyip o ışıkla dillenebilmektir.

İşte yaşam, işte bu yaşamda hak olan insan ve işte hikayemizde doğan güneş. Karanlığın en karanlığında ışık vardır. O ışık hak edildiğinde orada yanan ışık, cennet yaşamdır. O cennet bir ananın ayağının altındadır. Ana yürekte vardır. Yürek ayakta yol olduğunda o yol insan, insan ışıktır. Biz bize deriz ki ‘’ Yolun ışığını yaksın, o ışıkta her yürekten kendine varırsın. Anne ol tenine dokun şefkatle, baba ol tinine sar, sevgi, barış ve güvenle. İşte orada varsın, yüreğinin gücüyle.

İşte bu.

Şimdilik !

Aha Şimdi!

 

Ol Hüseyin Akdağ