Sevginin ve İnancın Aynası – 7

Merhaba canlarım, yazı dizimiz Sevginin ve İnancın Aynası serisinin yedinci bölümünü buradan okuyabilirsiniz, keyifli okumalar ve kucak dolusu sevgiler 🙂

~Yağmur

***

Yolcu ve genç yolcu dostlarının en son buluşmasından bu yana epey uzun zaman geçmişti. Bu süre zarfında Güneş ile Ay sonsuz döngüsüne aynen devam etmiş, çiçekler ve ağaçlar büyümüş, vakti gelenler ise Gaia’ya karışarak toprağın bir ediciliğinde hakk olmuştu. Kuşlar, bulutlar, ağaçlar, yıldızlar, yıldırımlar ve de su aracılığı ile haberleşmelerini kesintisizce devam ettiren, sık sık da kendi patikalarını birbirlerininki ile kesiştirip karmik bir dantel gibi işleyen genç yolcular, Gaia üzerindeki ayak izlerini çoğalttıkça, heybelerinde ne kadar çok şeyin biriktiğine hayretle ve neşeyle şahit oluyorlardı. Günlerden bir gün, patikalarını adeta sevgilerinden peyda bir örgü hâlinde örmekte olan genç yolculardan ikisi, çok ama çok özledikleri Yolcu’nun bahçesine uğramayı kararlaştırdılar ve bir gönül dostuna yolculuk olarak adlandırılan, en sevilen yolculuklardan birine çıktılar el ele. Hayat masallardakinden farksızdır aslında, bu nedenle az gittiler, uz gittiler, dere tepe düz gittiler ve sonunda toprakla suyun birleştiği, hava ile ateşin hayat verdiği yerde bulunan o büyülü bahçeye vardılar. Bahçenin kapısı her zamanki gibi açıktı ve içeriden her zaman olduğu gibi, teskin edici kokular ve terennümler gelmekteydi. Yolcu’nun meşk çardağı, bahçesinin tam kalbinde yer alıyordu, sevgisiyle kalbinde ağırlamakta olduğu yolcuları bahçesinde başka nerede ağırlayabilirdi? Sıcacık demli çayı, kanaatkâr kazanında aşı, kurabiyeleri, ve en önemlisi sırçadan ibrik içinde farkındalık meyi, tıpkı Yolcu’nun kendisi gibi ziyaretine gelen her can için her daim hazır olurdu. Bu defa Yolcu yalnız değildi, genç yolculardan bir başkası kısa bir süre önce bahçeye gelmişti ve sohbet çoktan başlamıştı. Her zamanki gibi kucaklaşmalar ve hal hatır sormalardan sonra Yolcu sohbete kaldığı yerden devam etti: “Durumlar karışık diyorsun ya genç yolcu, bence öyle değil. Sadece beklemen gereken bir kavşaktasın, o kavşakta hiçbir devinim yapmadan, sen ve benliğin bir arada bekliyorsunuz epeydir, öyle ki o kavşak bir anda yolunu bahçemden yana çevirdi benliğinle beraber. Çünkü unuttuğun bir şey var genç yolcu. Yarın sabah silkineceksin. Gün Güneşi getirdiğinde, yüreğinde bekleyen tohumun açısını göreceksin.” Genç yolcu şaşırmıştı, bir süredir yeni keşfettiği bir yeteneğine odaklanması nedeniyle oldukça hareketli zamanlar geçirmesine rağmen fazla yol alamadığını hissediyor, her şey gözüne çok karışık gözüküyordu. Yolcu devam etti: “Yeteneklerini kullanırken genç dostum, şunu da bilmen gerekir: sunduğun yeteneğin aynı zamanda kozmosta seninle beraber varolan pek çok enerji tarafından da algılanacaktır, negatif ya da pozitif ayırmaksızın senin enerjini isteyebilecek pek çok bilinçsel enerjinin var olduğu bir evrende yer alıyor zerrelerimiz, bunu aklından çıkarma.” Genç yolcu kalbinin ve bilincinin derinliklerinde olduğunu düşündüğü ve çözümünü bir türlü bulamadığı bu karışıklık hissinin bir anda çözülmeye başlaması karşısında derin bir iç geçirmişti. Yolcu bu defa da onun unuttuğu şeyin ne olabileceğine dair kafasında sorular hazırladığını anlamıştı, yine devam etti sözlerine: “Unuttuğun şeye gelince genç yolcu, önce yeteneğinin benliğindeki tezahürünü keşfetmen gerekiyor, onu önelikle kendi benliğine sunmakla ve kendi zerreni keşfetmekle yükümlüsün bu yetkinliğinle, sonra başka zerreleri keşfedebilirsin. Zira bir zerrenin evreninde bu yeteneği kullanırken kaybolabilirsin genç dostum. Ama kendi zerrende kaybolma şansın yoktur.” Oluşan derin ve huzur dolu sessizliği her yolcuya farkındalık meyi ikram ederek taçlandırcı Yolcu. Sonra genç yolcuların her birinin gözlerinin içine bakarak konuştu: “Sözlerimi iyi dinleyin genç yolcular, zira bu sözler her yetkinlik için varoluşlarındaki erdemleri keşifte birer pusuladır. Benlikten çıktık bizliğe bu koca evrende, evren bile tek zerreydi bir güçle dağıldı bizliğe… Burada gizlidir zaten mimarın sırrı; önce ben olacaksın ki, dağılıp bizliğe ulaşasın. Mimarın döngüsü hiç de karışık değil gerçekte, durup izlemesini bilene… Her an yenidir ve yeni bir keşif de yeni bir bilişe gebedir. Anların sonsuzluğu bu bilişin inayetine ve nihayetindeki manaya ermektir. Anların hiçliği ise hr anın başka bir an için basamak oluşudur, böylece devinir durur ruh karmasında, tâ ki benliğindeki evreni bulana kadar… Sonra başlar zerrenin kozmik karması, dolanır koca zerreler okyanusunda tanış olur yeni yolcularla, yeni yeni yolculuklarda; anlatır ona anlarındaki sonsuzluğu, anlatır ona anlarındaki hiçliği… Giderek benlik olan zerre bizliğe kavuşur kozmik karmik sürecinde. Unutmayın genç ruhlar, başlangıçta sadece benliğiniz vardır, benliğinizin karması varlığınızda anlam bulmadan, sakın benliğinizdeki yeteneği bizlikteki okyanusta kullanmayın. Yeteneğinizin pusulasını önce kendi zerrenizin keşfinde kullanın, böylelikle o pusula da sizinle beraber bizlik okyanusundaki keşifleriniz için yetkin hâle gelir.” Yolcunun önce kalplere ve ruhlara dokunan sözlerinin bittiği yerde ağustos böcekleri devraldı terennümü, yürekleri ısıtan sevgiyi ise devraldı ateş böcekleri, ve bu sözler her zamanki gibi ait oldukları kâinata karıştı. Etrafında oturdukları ateş, Yolcu’nun bahçesinin tam kalbinde yer alan meşk çardağının da tam kalbindeydi, ve her birinin kalp pusulasının işaret ettiği noktaydı. Çünkü benliklerinin denizinde önce kendi benliklerine sevgiyle yol alan bütün yolcular bilirdi ki, kalp pusulası sevgiden peyda olduğu sürece, ruh bizliğin okyanusuna açılsa dahi varacağı tek kıyı kalplerin kıyısı idi. — Zerrelerimizin yolları kesiştiğinden beri daima yüreklerimize konuşan güzel dosta, nâm-ı diğer yolcuya, ve varlıkları ile yol kesişimlerini şenlendiren genç yolculara sonsuz teşekkürler…